Cemre Ünaldı Demirkeser - Behind the gallows: Capital punishment, law, and legislative performance in Turkey (1926-1990)
This dissertation examines how the death penalty’s legal framework and the practice of deciding on executions operated within Turkey’s parliamentary era. The legislature, vested with broad power ranging from enacting capital laws to granting amnesty, played a central role in the operation of the death penalty while these laws were in effect. Analysis of parliamentary processes reveals that the death penalty functions as a distraction beyond the criminal and legal boundaries. Actors partly responsible for shaping, tolerating, or ignoring the normative order enabling crime, or for the legal inertia that fails to prevent it, deflect attention by emphasizing brutal death penalty debates, thus concealing or shifting their responsibility. Three notable parliamentary practices emerged. First, interpretations of death penalty legislation created a myth of monsters deserving death, which over-individualizes crime and deflects responsibility onto others. Second, the legislature acted in silence, presenting itself not as a decisive authority but as a mere cog in a machine. Indeed, 80.6% of individual death sentences were processed without parliamentary debate, and for thirty-five years, none were placed on the agenda. Political elites, neither accepting nor rejecting executions, strategically preserve the death penalty laws by leveraging its capacity to absorb every debate into its moral sphere. Third, the death penalty’s legal existence hid individual responsibility by portraying victim as abstract entity – the state or nation. It obscured how and why those positioned at the fringes or in opposition to the socio-political order were placed there in the first place, by designating them as the other.
Bu çalışma Türkiye’de idam cezası öngören yasal düzenlemenin ve mahkemelerce kesinleşmiş idam cezalarının infazına karar verilmesi pratiğinin Parlamento özelinde nasıl işlediğini ele almaktadır. İdam cezasının kanunlaşmasından, af yetkisine uzanan geniş sorumluluklarla donatılmış yasama organı, ilgili kanunlarının yürürlükte olduğu dönem boyunca idam pratiğinin merkezinde konumlanır. Parlamanter süreçler incelendiğinde, idam cezasının cezai ve hukuki sınırları aşan bir dikkat dağıtıcı işlevi gördüğü ortaya çıkar. Suçu doğuran normatif düzeni şekillendiren, tolere eden, ya da görmezden gelen veya suça mani olamayan yasal atalette bir ölçüde payı olan aktörler, sorumluluklarını gizleme yahut devretme maksadıyla dikkatleri idam cezasının vahşiyane tartışma zeminine çeker. Parlamentoda üç pratik göze çarpar. İlki, idam cezası kanunu yorumlarının ölümü hak eden canavarlar miti yaratarak, suçu bireyselleştirmesi ve sorumluluğu tümüyle öteki aktörlere yüklemesidir. İkincisi, yasamanın süreci sessizlikle yürüterek kendini yetkin karar organı değil, çarkın içinde bir dişli olarak lanse etmesidir. Bireysel idam dosyalarının %80,6’sı hiç konuşulmadan görüşülmüş, hatta toplam otuz beşe sene boyunca hiçbir dosya meclis gündemine alınmamıştır. İnfazları ne onaylayıp ne reddeden siyasi elitler, her tartışmayı kendi ahlaki düzlemine çekme kudretine sahip idam cezasını stratejik olarak muhafaza etmiştir. Son olarak; idam cezası, suçun mağdurunu muğlak birer devlet ve millet olarak resmederek bireysel sorumluları gizleyebilmiştir. Böylece, sosyo-politik düzenin karşısında veya saçaklarında konumlananları öteki ilan ederek, nasıl ve niçin burada konumlan(dırıl)dıkları sorusunu görünmez kılmıştır.